Düşünürken haddim olmadan kendimi onun yerine koyuyorum. Chertkov diye bir adam var. Eşimin yakını. Benden nefret ediyor. Eşimin vasiyetini o biliyor, ben bilmiyorum. Oysa az yardım etmedim eşime yazarken. Kitap yazmışsın, elbet bunun bir karşılığı olmalı, ancak Tolstoy “Ben yayınevlerine değil halka yazıyorum” diyor. Halka mal etmek de ne demek? Eşim çoluğumun çocuğumun rızkını başkalarına mı veriyor? Ama çocuklarım açıkta değildi ki… Bu soruların yanıtları da yetmiyor olayı çözmeme, devam ediyorum sormaya. Kontesin gözü fazlasında mıydı? Eşi neden köylü gibi giyiniyordu? Parası vardı. Doğumundan beri üstelik. O köylü değildi. Köylü olmak ayıp mıydı peki? Kontes’e göre hoş değildi. Bana göre de bu düşüncesi hoş değil, ancak yine de o ölümün pençesindeyken yanında olmak hakkı değil miydi? Oldboy filminden bir alıntı yerine oturur diye düşünüyorum: “Bir canavardan daha kötü olsam bile, benim de yaşamaya hakkım yok mu?”
Yanıtlar tatmin etmediği müddetçe soru sormamın bir manası olmadığını fark ettim. Haklı ve haksız noktaları var Sofya’nın. Evet Tolstoy’u olduğu gibi sindiremedi içine. Emin olduğum tek nokta belki de buydu. Ama yine de çok üstüne gitmişler zavallımın. Kendini yerden yere vurdu ya öyle, içim cız etti doğrusu.
112 dakika sona erdiğinde elimde ne vardı peki? Sofya karakterinin gözümde daha şirin bir hal alması dışında… Ona ne kızabiliyor, ne de sevebiliyordum. Sadece ona ait olmayan suretini, hal ve tavırlarını artık gözümde canlandırabiliyordum. Eğlendim elbet. Özellikle Tolstoy’la horoz oldukları sahnede epey eğlendim, üstadın mizah yönüne şahit olmuş oldum zira. O ki benim Anna Karenina’mı öldürmüştü. Ama horoz taklidi de yapmaktan geri kalmıyordu... Tuhaf. Filmi trajedi havasından çıkarmayan Kontes’in histerilerine, sonlara doğru o acı istasyon sahnesi de eklenince epey duygulandım. Bu arada filmin ismini kim çevirdiyse biraz fazla uçmuş olmalı, zira orijinal adı “The Last Station” olduğundan “Son İstasyon” olmalıydı o isim. Bu da farklı bir tartışma konusu elbet, lakin burada girmeyi hiç düşünmüyorum.
Neticede Rome film festivalinde Helen Mirren (Sofya) en iyi kadın oyuncu ödülünü alarak koleksiyonunu zenginleştirmişti. Christopher Plummer'da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne layık görülmüştü. Filmdir, abartıdır, gerçektir, gerçekten uzaktır, ancak oyunculuklarıyla hak etmişlerdir efenim bu ödülleri. Takdir etmek lazım. İzlemeyenlere tavsiye ederim, her ne kadar sorularıma yanıt olmasa da tatlı bir film olmuş.
Huzurlu bir gün geçirmeniz dileğiyle…










1989 Ankara doğumluyum. Lisans eğitimimi Gazi Üniversitesi'nde yaptım. Oldum olası kitapları çok sevdim. Geniş bir kütüphane sahibiyim. Özel bir kuruluşta ingilizce eğitimi vermekteyim. Zaman zaman ingilizce ve rusça çeviriler de yapmaktayım. Sakin bir kişiliğe sahibim. Hayvanseverim. Neden burada olduğumdan kısaca bahsedecek olursak, semtonline vakit geçirmekten oldukça haz aldığım bir yer. Fazlasıyla özgür ve hayata dair. Haberler mevzusunda sorularınızı, taleplerinizi