Bırakıyor ve gidiyor. Alışılagelmiş, sıradan, samimiyetsiz… Bıraktıysan, artık gidebilirsin, oraya kadar getirdin ya sonrasını düşünmelere gerek yok hiç. Hiç gerek yok dönüp bakmalara. Nede olsa bozuk bir cd’yi camdan atarmış gibi bıraktın, arabadan bir fazlalığı fırlatırmış gibi yol kenarına, bir su şişesinin son damlalarını da yudumladıktan sonra kapıyı hafifçe açıp yola bırakır gibi bıraktın. Gereksiz ve değersiz gibi… Ya ben yanlışım ya da doğruların üzerinden ilk kez geçiyorum böylesine. Benim bildiğim; Bir kadını bir durağa bırakırsan, beklersin. Beklersin ki otobüsü gelsin, minibüsü gelsin, arabası, taksisi her neyse gelsin işte, beklersin.
Bekler insan, önce bırakılan gitsin ki sende rahat devam et yoluna. Eğer bekleyemezse de, izler insan. İzler ki, içi rahat etsin. Bir dua okur mesela, dönüp dönüp el sallar yeniden. Gidiyorum amaları anlatır bakışlarıyla. Seni bıraktım gidiyorum ama: sen dikkat et kendine, sen aklımdasın yine, sen, sen iste geleceğimleri anlatır bakışlarıyla.
İnsan bakmaz mı hiç bir durağa bıraktığına? Eğer, bakmak istemiyorsa insan boş duraklara, bakmalı her durağa bıraktığına, gözü gibi bakmalı, özenle. En çokta bir kadına… Bir kadını bıraktığında bir durağa, bir yol kenarına, evine, işine, okuluna. Yoksa gün gelir insan, en çok bir durağa bıraktıklarını arar. Ve en çok bir durağa bıraktığı kadını özler, her sabah o durağa bıraktığı kadını. Ve hep o duraktan o kadını almayı bekler. İnsan bakmalı geriye ne bıraktığına…










